Güzel Bir Mutluluk'a Sizlerde Ortak Olmak İstermisiniz ? !
En Son Gönderilenler
print this page

Gecenin Yalanı

Gece olmuş,
Saatim sanki çıldırmış,
Yelkovan akrebi kınından vurmuş…
Işıklar vardı sokağın başında,
Şimdi yerin dibine dolmuş,
Ölülerim geziyor dik yamaçlarda, parlayarak;
Onlar ancak, şimdi birer ihsan olmuş…
Beyazlıydı sabah, demişti ki:
“Bu sabaha bir gece daha doğmaz!”
Oysa karanlıklar basar şafakların doruğuna,
Hiçbir güneş geldiği gibi kalmaz…
Gözlerim geceye inat açılır,
Acı gürültüler ancak sokaklardadır,
Karanlık gürültülerini başıboş bırakmaz…
Her gece bu saatlerdedir ki, bir feryad figan:
“Gece bize zamanı vaâdetti!”
Halbuki bilirler, onlar da yalan, sözler de yalan…
Parmaklarım kendiliğinden gider çekmeceye,
İnat değil mi bunun adı,
Gitmez dudaklarım lambaya püf demeye!
Çünkü sarhoşum, uyumak ancak acımı arttırır,
Ve çünkü:
“Uyumak, ancak derin hülyâlarda kaybolmaktır…”
0 yorum

Sensiz İki Gün

Nere gizlendimse aşikâr oldum
Hedefte gördüler sensiz iki gün
Dertler avcı oldu, ben şikâr oldum
İnsafsız vurdular sensiz iki gün.
Gözlerde avcıya yaranmak hazzı
Zevkten dört köşeydi hepsinin ağzı
Üstüme atıldı yüzlerce tazı
Başımda durdular sensiz iki gün.
Ayağıma prangalar taktılar
Gözlerimi dağladılar yaktılar
İki koldan, bir alnımdan çaktılar
Çarmıha gerdiler sensiz iki gün.
Kâle almadılar dileklerimi
Yaraslar emdi iliklerimi
Bükülmez sandığın bileklerimi
Kırk yerden kırdılar sensiz iki gün.
Tenimle bin çeşit dert senli benli
Her yanım kan revan gör ki ne denli
İğneli, çivili, çatal dikenli
Tellere sardılar sensiz iki gün.
Her cevre göğsünü geren kalbime
Eyyub’un sabrına eren kalbime
Cennete sorgusuz giren kalbime
Sırrını sordular sensiz iki gün.
Eseni Efsanem olmasın kuşkun
Ecel âciz kaldı, Azrail şaşkın
Nihayet onlarda ölümsüz aşkın
Farkına vardılar sensiz iki gün.
0 yorum

Sevgiye Destan

Gönlüme ateşin düşeli beri,
Canevimde gizli, yaşardın gülüm.
Bilsen senin için söylenenleri…
Kendin bile duysan, şaşardın gülüm:
Duydum ki Gökyüzünde, meleklere eş mişsin.
Titrek bir yıldız değil taçlı bir Güneş’mişsin.
Gökyüzün’de Dolunay yanında sönük kalmış,
Safir kendi rengini senin gözünden almış!
Seni bir defa gören, Mecnun diye gezermiş.
Yüreğinde ateşin, dünyasından bezermiş.
Ferhat olur dağları, senin için yararmış,
Gece gündüz her yerde, yalnız seni ararmış.
Bulutlarda uçarmış; bir Güneş gibi başın…
Bakışların ok imiş, gergin bir yaymış kaşın.
Sevdanın gizli oku…Nice sineler delmiş,
Senin bir tek bakışın, Dünya’lara bedelmiş!
Bakışların insanı, can evinden vururmuş.
Sana gönül verenler; günden güne kururmuş.
Sözlerin yasa olur, emredici fermanmış.
Ölesi hastalara, senin sesin dermanmış.
Bakışların alevmiş, dudakların al kanmış.
Saçların altın teli,Yüzün pembe bir tanmış…
Selviler kıskanırmış, sen yolda yüyür iken;
Rahat gezesin diye; güle dönermiş diken!
Yalçın doruklarda kar hep seni kıskanırmış;
Seni görünceye dek kendini; ak sanırmış!
Seni görmek içinmiş, çiğdemler tez açarmış.
Senle yarışsın diye sümbül koku saçarmış…
Çaylar,dere,ırmaklar billur gibi akarmış,
Seni gördüklerinde, akmaz; sana bakarmış.
Her gönülde bir yara kapanmaz bir izmişsin.
Çiçekli bahar dalı, taze bir filizmişsin…
Seni görmeyen yaprak dalında bir gazelmiş.
Senin bir tek gülüşün, Bin çiçekten güzelmiş.
Boyun fidandan öte, Pelin’in bir dalıymış,
Dilin, bin bir çiçeğin; toplanan saf balıymış!
Seni her kim ki görse yakınırmış bahtından.
Tahtta hükümdar olsa, vazgeçermiş tahtından.
Gözlerini bir gören, ömrünce ” Ah! … ” Çekermiş.
Hünkar olsa Dünya’ya, önünde diz çökermiş.
Önünde durulmazmış, aşkın deli bir selmiş…
Senin aşkın herkese; zamansız bir ecelmiş.
Gözlerinde yaş ile yollarında yorgunmuş:
Seni tanıyan herkes; can evinden vurgunmuş! …
Bin yemin etsem de, söz verip dile.
Önünde sıradağ dursam silsile,
Kafdağı’nda zirve olsaydım bile,
Bir Ay, bir Güneş’le; aşardın gülüm.
Seni böyle duymuştum. seni bin bir biçimde…
Bir kez görmeye seni, hasret yandı içimde.
Gittiğim her yerde dünyamda Arş’ımdaydın,
Hiç beklemediğim bir gün ansızın karşımdaydın!
Bir anlık bir bakışın bak beni de vurmuştu.
Sonsuzda dönen dünya işte o an durmuştu.
Işığına boğuldum, dört bir yana taşmıştı,
Karşımda bir Güneş’tin gözlerim kamaşmıştı.
Seni gören bu gözler hiç kimseye kanar mı?
Güneş Gökyüzü’ndeyken, yıldızlar hiç yanar mı?
Sabah Yıldızı seni, görünce dönüverdi,
Elmasın ışıltısı, karşında sönüverdi.
”-Böyle güzel gelmedi, bir daha gelmez! ” dendi,
Gözlerine bir baktım, firuze nehirdendi.
O firuze gözler ki, bir defa bakan yandı.
İçimde sönmüş volkan… İşte şimdi uyandı!
Hangi sıfat yakışır? sümbülün bir fidesi…
Amazonun Zambağı, Malezya Orkidesi…
Sana sıfat bulamam sıfatlar eksik kalır.
Suda yüzen Nilüfer, ilhamı senden alır.
”-Güzel gördüm! ” diyenler, hele bir sana baksın.
Kimsenin görmediği, çölde açan zambaksın.
Selviler geçişine, yaprakları döktüler,
İhtişamlı lâleler, boyunları büktüler.
Gözlerine değen göz, tüm ömrünce hastadır,
Kenya’nın güzel gözlü, ceylanları yastadır.
Gökkuşağı Lori’ler, yanındayken pustular,
Seni duyan bülbüller, ötmediler sustular.
Sülün zümrüt çayırda, seni kendisi sandı.
Kenya’nın impalası bile seni kıskandı.
Sen: Sirius Yıldızı… Yıldızlar birincisi.
Sen Atlantik mercanı… Kızıldeniz incisi…
Sen mutsuzluklar içinde, mutlulukların demi,
Yangındaki kalplere, okyanuslar meltemi…
Ok edip bakışların’, nice sineler vurdun.
Alize’lerde rüzgar, Muson’larda yağmurdun.
Sevdan bir yağmur gibi, üzerime boşanır.
Bu beden senin beden, sensiz nasıl yaşanır?
Ben bir ömür adadım, sevgilim inanmadı.
”-Ah! ” Deyip yanan Kerem; benim kadar yanmadı! …
Boynuma takarken, aşk kemendini,
Gönülden kutladın, kendi kendini.
Sel olup aşkınla, yıkar bendini,
Tüm setleri aşar, taşardın gülüm.
Altı Mayıs sabahı, Ferhat Şirin’e erdi.
İki sevdalı gönül, o gün baş başa verdi.
Kimler gelip geçmişti, bak şimdi sıra bizde,
Bir ”Manyetik Alan”a, çekildik ikimiz de.
Bahar ile bezenmiş; ovaları bağları,
Bize kucak açmıştı, yeşil Yıldız Dağları.
Bülbül’ün ezgisine; billur dereler çağlar
Aşkımıza yol verdi, kekik kokulu dağlar.
Yosunlarla kaplanmış, kayalık taşındaydık,
”Güzellik Suyu” yazan pınarın başındaydık.
Bu sudan almak için, nice genç kız eğildi,
Bu su senin tenine, asla lazım değildi.
Bin bir çeşit yeşil ton, kuşatmıştı dört yanı,
Demirköy’e giderken; kayın, gürgen ormanı.
İğneada’ya vardık. Sahilde ince kumlar,
Yol boyu sarı çiçek, beyaz, pembe zakkumlar.
”Bizden güzelsin…” diye tüm çiçekler üzüldü,
Denizden esen meltem, saçlarından süzüldü!
Saçlarını okşadım. Geri döndük ormana,
”-Neden bir benzerin yok? ” diye sormuştum sana.
Ceylan gibi kaçmıştın, seni bulmam sanmıştın.
Başı gökte kayının; ardına saklanmıştın.
Ulu kayın altında, o ne biçim sarıştı…
Bülbülün ezgisinde, canlarımız karıştı.
”-İlk ve son sevgilimsin. Sen Birtanem’sin.” dedim.
Akıp giden zamanı, o an dursun istedim.
Suskun kaldık bir, süre yeniden düştük yola.
Başını yaslamıştın, sana sarılan kola.
Yol boyunca çiçekler onları deriyorduk.
”Aşkımız hiç ölmesin! ” sözünü veriyorduk:
”-Yerim cenennem olsun; senden başka seversem.
Korkuyorum Birtanem: Ya seni kaybedersem? ”
”-Hainlik eden dedin; inlesin inim inim!
Sadece senin oldum! Ölene dek seninim…”
Yazılmış bir kadere, var mı hiç gücü yeten?
İki cümle söyledin; beni içten titreten:
”-Yazgım değişti dedin. Değişti bu ilkbahar,
Neden benim içimde; hem sevinç hen hüzün var? ”
”-Sevda ateşten gömlek! ” Diyenler çok haklıymış.
Beni bekleyen yazgım, son cümlende saklıymış! …
Ayrı düşen kalbe, şimşek çakarken,
Hicran dağı dolu, tipi ve karken,
”-Vermem seni! ” diye, yeminim varken;
Ayrılığı nasıl başardın(!) gülüm?
On Ağustos günüydü, duyulmaz oldu sesi,
Hançer yarası aldı, kalbimin his hüzmesi!
Simsiyah saçlarıma. birden aklar üşüştü,
Bulutsuz gökyüzünden, yere yıldırım düştü!
O uğursuz kara gün, aldı götürdü seni.
Hicran ateşi sardı, bu talihsiz bedeni.
Geri döndüremedim, yakaran sözlerimle,
Gidişini izledim çaresiz gözlerimle…
Bırakıp gidiyordun, belki başka kollara.
Çaresiz bakakaldım; sensiz, ıssız yollara.
Feryat koptu içimden: ”-Eyvah! Her şey mi bitti? ”
Bir saatlik zamanda; ömrümden on yıl gitti.
Son umut kıvılcımı… O da söndü içimde!
Yaşanan büyük sevdam, son buldu bu biçimde.
Gidişin bedenime. volkan ateşi kattı.
Ferhat ölmeden önce; bu acıyı mı tattı?
”-Hangi sevda ateşi zamanla sönmüş? ” dedim.
”-Giden hangi sevgili geriye dönmüş? ” dedim.
Merhametten eser yok, düşünmedi seveni.
Bir ayrılık bulutu, kapladı gitti seni.
Nasıl lânet yağdırdım, seni götüren sise.
Sensiz geçen bir ömre, yaşamak denir ise:
Nasıl yaşarım artık, Direnecek ne’m kaldı?
Kalbimin his demeti; hançer yarası aldı!
Bir ömür böyle geçer, bitmez artık bu çile,.
İdam mahkumu bile… Çöldeki mecnun bile…
Böyle acı görmedi! Böyle bendeki kanı.
Bir şiir yazdım sana, adı: ”-HASRET ZİNDANI.”
Sen billurdan kalbinle, Feryadımı duy, dinle.
Damla-damla eridim: Ben senin hasretinle…
Bir kedere dalmışım, Neden sensiz kalmışım?
Eller mutlu neden ben: Hasretten pay almışım?
Düşüverdim anında, Ölüm hiçti yanında,
Dört duvar içindeyim: Ben hasret zindanında…
Bir anlık bir anına, Gelebilsem yanına,
Bir daha güneş doğmaz: Bu hasret zindanına…
Güneş doğmaz bir daha, kalkmaz üstümden hışım.
Hüzün dolu bir aşka, bu bir ağıt yakışım…
Zindandaki bu hışım üzerimden inmedi,
Ben bir ömür tükettim, gözyaşlarım dinmedi.
”-Tanrım dedim. Bir son ver, gönlümdeki eleme,”
”-Dünya’da esirgedin, Mahşer’de esirgeme! ”
O ağacın altına sensiz, gittim her bahar…
”-Kim sevdi Tanrım dedim, Kim sevdi benim kadar? …’
0 yorum

Özledim Ama Ben Seni

Bende bazen dusunuyorum seni
Seni beni ve kalbimdeki sevgiyi
Her animizi hatirlayip avunurum
Gonlumde ki yerini dusunur dururum
Akil almaz senle benim sevgimi
Yeri gelir herkes bilir sevgimizi
Biz efsane olduk biliyor musun
Herkes konusuyor birlikteligimizi
Her ne kadar uzakta da olsam ben
Her ne kadar uzakta da olsan sen
Her gun gunese bakar seni gorurum
Asla birakmam ve unutmam seni ben
Kalamis parki gibi sessiz ve usulca
Kudretlice severim seni hunharca
Oyuncagini kaybetmis cocuk gibi
İnan bende cok ama cok ozledim seni
0 yorum

Nefret Niye

Ne diye insan insana
Neden niye niçin kıyar
Hayat bu cana hediye
Savaş niye nefret niye
Merhamet duygularımız
Kaçmasın uykularımız
Barıştır inşaatımız
Öfke niye nefret niye
Hayatı süsleyen Barış
Sevgiyle edelim yarış
Biz yaşayan insanlarız
Savaş niye nefret niye
Hayatın kalan kısmını
Sevgiyle koyak farkını
Kırılam zulum çarkını
Savaş niye nefret niye
Bak vicdanlar aranacak
Mutlak değeri bulacak
Adımız sevgi olacak
Savaş niye nefret niye
İlahi bir emir Barış
Hem farzdır hem sünnet Barış
Öznesi sevgidir Barış
Savaş niye nefret niye
Yaşamak yaşatmak gerek
Aşkla el ele vererek
İnsan bir onur diyerek
Savaş niye nefret niye
Barışa kurlulsun saat
Sevgi zili çalınca kalk
Ruhtaki adalete bak
Savaş niye nefret niye
Dil farkı bilmiyor Barış
Din farkı bimiyor Barış
Sanki doğduk bir anadan
Savaş niye nefret niye
Çocuk masumiyetiyle
Merhametli yüreğiyle
Dost Şeref in değimiyle
Savaç niye nefret niye
0 yorum

Mutluluk Benden Uzakta

MUTLULUK BENDEN UZAKTA
Mutluluk benden uzakta
hangi yöne dönsem
karanlık gölgemde
siyahı giymiş ömrüm
seher gözlerimde
yanlızlık koynumda
acılar sokulur sinsice
bugünde yeni bir firâk
zor gelir yarına çıkmak
mutluluk benden uzakta
sen ellerini bana uzatma
mahkümu olma
yarınını dünüme katma
ay yüzünü gün batımına dönme
güneşi ardına alma
git aydın yarınlarına git
bende mutluluk arama
kendini mutlu edemeyen
bir başkasına
mutluluk veremez
mutluluğu elinden alınmışsa
yüzü gülemez
mutluluk benden uzakta
umudum kalmadı yarına
bugünden sana elveda
yinede mutlulukla beni hatırla
yarım kalan her düşte beni ara
mutlulukla kucakla,beni,
düşüncelerinde beni unutma
beni unutma beni unutma…
0 yorum

İstanbul

Gitsem ya ben de ..
Nereye olduğunu bilmeden,
Ayaklarımın götürdüğü yere gitsem ya ben de..
Yıllarca uyusam ..
Uyusam da hiçbir şey düşünmesem ..
Ersem ya ben de o huzura ..
Pardon, bunalım mı diyorlardı bunun adına ?
Arıyor İstanbul eski günleri
Geceler kahroldu çöktü İstanbul
Ellerini açmış minareleri
İçini Allah’a döktü İstanbul
Toprağın altından yükselir figan
Bakamaz üstüne yer hicabından
Bağrına bastığı vurdu sırtından
Matem bayrağını çekti İstanbul
Ağladı boynunu büktü İstanbul
Bizi yüreğinden söktü İstanbul
Ah İstanbul ah!
Bilirim matemlisin, bilirim yaslısın
Bilirim kızgınsın bize
Bilmem ki arınır mıyız bu günahtan
Döksen bizi Marmara’ya Karadeniz’e
Ne bunca imparatorluklar
Ne de muharebeler yordu seni
Korundun düşmandan yıllarca
Lakin dost bildiğin, can bildiğin vurdu seni
Ah İstanbul ah!
Yüzüne bakacak yüzümüz kalmadı
Bırak bari ismini doya doya analım
Bundan böyle sen bize yan,
Biz de sana yanalım…

0 yorum
Sayfalar arasında geçiş yapmak için klavyeden yön tuşlarını (⇦ ⇨) kullanabilirsiniz.
 
,
Copyright © 2014-2015 Adsiz Sairler - Güzel Bir Mutluluk'a Sizlerde Ortak Olmak İstermisiniz ?