Gönlüme ateşin düşeli beri,
Canevimde gizli, yaşardın gülüm.
Bilsen senin için söylenenleri…
Kendin bile duysan, şaşardın gülüm:
Canevimde gizli, yaşardın gülüm.
Bilsen senin için söylenenleri…
Kendin bile duysan, şaşardın gülüm:
Duydum ki Gökyüzünde, meleklere eş mişsin.
Titrek bir yıldız değil taçlı bir Güneş’mişsin.
Gökyüzün’de Dolunay yanında sönük kalmış,
Safir kendi rengini senin gözünden almış!
Titrek bir yıldız değil taçlı bir Güneş’mişsin.
Gökyüzün’de Dolunay yanında sönük kalmış,
Safir kendi rengini senin gözünden almış!
Seni bir defa gören, Mecnun diye gezermiş.
Yüreğinde ateşin, dünyasından bezermiş.
Ferhat olur dağları, senin için yararmış,
Gece gündüz her yerde, yalnız seni ararmış.
Yüreğinde ateşin, dünyasından bezermiş.
Ferhat olur dağları, senin için yararmış,
Gece gündüz her yerde, yalnız seni ararmış.
Bulutlarda uçarmış; bir Güneş gibi başın…
Bakışların ok imiş, gergin bir yaymış kaşın.
Sevdanın gizli oku…Nice sineler delmiş,
Senin bir tek bakışın, Dünya’lara bedelmiş!
Bakışların ok imiş, gergin bir yaymış kaşın.
Sevdanın gizli oku…Nice sineler delmiş,
Senin bir tek bakışın, Dünya’lara bedelmiş!
Bakışların insanı, can evinden vururmuş.
Sana gönül verenler; günden güne kururmuş.
Sözlerin yasa olur, emredici fermanmış.
Ölesi hastalara, senin sesin dermanmış.
Sana gönül verenler; günden güne kururmuş.
Sözlerin yasa olur, emredici fermanmış.
Ölesi hastalara, senin sesin dermanmış.
Bakışların alevmiş, dudakların al kanmış.
Saçların altın teli,Yüzün pembe bir tanmış…
Selviler kıskanırmış, sen yolda yüyür iken;
Rahat gezesin diye; güle dönermiş diken!
Saçların altın teli,Yüzün pembe bir tanmış…
Selviler kıskanırmış, sen yolda yüyür iken;
Rahat gezesin diye; güle dönermiş diken!
Yalçın doruklarda kar hep seni kıskanırmış;
Seni görünceye dek kendini; ak sanırmış!
Seni görmek içinmiş, çiğdemler tez açarmış.
Senle yarışsın diye sümbül koku saçarmış…
Seni görünceye dek kendini; ak sanırmış!
Seni görmek içinmiş, çiğdemler tez açarmış.
Senle yarışsın diye sümbül koku saçarmış…
Çaylar,dere,ırmaklar billur gibi akarmış,
Seni gördüklerinde, akmaz; sana bakarmış.
Her gönülde bir yara kapanmaz bir izmişsin.
Çiçekli bahar dalı, taze bir filizmişsin…
Seni gördüklerinde, akmaz; sana bakarmış.
Her gönülde bir yara kapanmaz bir izmişsin.
Çiçekli bahar dalı, taze bir filizmişsin…
Seni görmeyen yaprak dalında bir gazelmiş.
Senin bir tek gülüşün, Bin çiçekten güzelmiş.
Boyun fidandan öte, Pelin’in bir dalıymış,
Dilin, bin bir çiçeğin; toplanan saf balıymış!
Senin bir tek gülüşün, Bin çiçekten güzelmiş.
Boyun fidandan öte, Pelin’in bir dalıymış,
Dilin, bin bir çiçeğin; toplanan saf balıymış!
Seni her kim ki görse yakınırmış bahtından.
Tahtta hükümdar olsa, vazgeçermiş tahtından.
Gözlerini bir gören, ömrünce ” Ah! … ” Çekermiş.
Hünkar olsa Dünya’ya, önünde diz çökermiş.
Tahtta hükümdar olsa, vazgeçermiş tahtından.
Gözlerini bir gören, ömrünce ” Ah! … ” Çekermiş.
Hünkar olsa Dünya’ya, önünde diz çökermiş.
Önünde durulmazmış, aşkın deli bir selmiş…
Senin aşkın herkese; zamansız bir ecelmiş.
Gözlerinde yaş ile yollarında yorgunmuş:
Seni tanıyan herkes; can evinden vurgunmuş! …
Senin aşkın herkese; zamansız bir ecelmiş.
Gözlerinde yaş ile yollarında yorgunmuş:
Seni tanıyan herkes; can evinden vurgunmuş! …
Bin yemin etsem de, söz verip dile.
Önünde sıradağ dursam silsile,
Kafdağı’nda zirve olsaydım bile,
Bir Ay, bir Güneş’le; aşardın gülüm.
Önünde sıradağ dursam silsile,
Kafdağı’nda zirve olsaydım bile,
Bir Ay, bir Güneş’le; aşardın gülüm.
Seni böyle duymuştum. seni bin bir biçimde…
Bir kez görmeye seni, hasret yandı içimde.
Gittiğim her yerde dünyamda Arş’ımdaydın,
Hiç beklemediğim bir gün ansızın karşımdaydın!
Bir kez görmeye seni, hasret yandı içimde.
Gittiğim her yerde dünyamda Arş’ımdaydın,
Hiç beklemediğim bir gün ansızın karşımdaydın!
Bir anlık bir bakışın bak beni de vurmuştu.
Sonsuzda dönen dünya işte o an durmuştu.
Işığına boğuldum, dört bir yana taşmıştı,
Karşımda bir Güneş’tin gözlerim kamaşmıştı.
Sonsuzda dönen dünya işte o an durmuştu.
Işığına boğuldum, dört bir yana taşmıştı,
Karşımda bir Güneş’tin gözlerim kamaşmıştı.
Seni gören bu gözler hiç kimseye kanar mı?
Güneş Gökyüzü’ndeyken, yıldızlar hiç yanar mı?
Sabah Yıldızı seni, görünce dönüverdi,
Elmasın ışıltısı, karşında sönüverdi.
Güneş Gökyüzü’ndeyken, yıldızlar hiç yanar mı?
Sabah Yıldızı seni, görünce dönüverdi,
Elmasın ışıltısı, karşında sönüverdi.
”-Böyle güzel gelmedi, bir daha gelmez! ” dendi,
Gözlerine bir baktım, firuze nehirdendi.
O firuze gözler ki, bir defa bakan yandı.
İçimde sönmüş volkan… İşte şimdi uyandı!
Gözlerine bir baktım, firuze nehirdendi.
O firuze gözler ki, bir defa bakan yandı.
İçimde sönmüş volkan… İşte şimdi uyandı!
Hangi sıfat yakışır? sümbülün bir fidesi…
Amazonun Zambağı, Malezya Orkidesi…
Sana sıfat bulamam sıfatlar eksik kalır.
Suda yüzen Nilüfer, ilhamı senden alır.
Amazonun Zambağı, Malezya Orkidesi…
Sana sıfat bulamam sıfatlar eksik kalır.
Suda yüzen Nilüfer, ilhamı senden alır.
”-Güzel gördüm! ” diyenler, hele bir sana baksın.
Kimsenin görmediği, çölde açan zambaksın.
Selviler geçişine, yaprakları döktüler,
İhtişamlı lâleler, boyunları büktüler.
Kimsenin görmediği, çölde açan zambaksın.
Selviler geçişine, yaprakları döktüler,
İhtişamlı lâleler, boyunları büktüler.
Gözlerine değen göz, tüm ömrünce hastadır,
Kenya’nın güzel gözlü, ceylanları yastadır.
Gökkuşağı Lori’ler, yanındayken pustular,
Seni duyan bülbüller, ötmediler sustular.
Kenya’nın güzel gözlü, ceylanları yastadır.
Gökkuşağı Lori’ler, yanındayken pustular,
Seni duyan bülbüller, ötmediler sustular.
Sülün zümrüt çayırda, seni kendisi sandı.
Kenya’nın impalası bile seni kıskandı.
Sen: Sirius Yıldızı… Yıldızlar birincisi.
Sen Atlantik mercanı… Kızıldeniz incisi…
Kenya’nın impalası bile seni kıskandı.
Sen: Sirius Yıldızı… Yıldızlar birincisi.
Sen Atlantik mercanı… Kızıldeniz incisi…
Sen mutsuzluklar içinde, mutlulukların demi,
Yangındaki kalplere, okyanuslar meltemi…
Ok edip bakışların’, nice sineler vurdun.
Alize’lerde rüzgar, Muson’larda yağmurdun.
Yangındaki kalplere, okyanuslar meltemi…
Ok edip bakışların’, nice sineler vurdun.
Alize’lerde rüzgar, Muson’larda yağmurdun.
Sevdan bir yağmur gibi, üzerime boşanır.
Bu beden senin beden, sensiz nasıl yaşanır?
Ben bir ömür adadım, sevgilim inanmadı.
”-Ah! ” Deyip yanan Kerem; benim kadar yanmadı! …
Bu beden senin beden, sensiz nasıl yaşanır?
Ben bir ömür adadım, sevgilim inanmadı.
”-Ah! ” Deyip yanan Kerem; benim kadar yanmadı! …
Boynuma takarken, aşk kemendini,
Gönülden kutladın, kendi kendini.
Sel olup aşkınla, yıkar bendini,
Tüm setleri aşar, taşardın gülüm.
Gönülden kutladın, kendi kendini.
Sel olup aşkınla, yıkar bendini,
Tüm setleri aşar, taşardın gülüm.
Altı Mayıs sabahı, Ferhat Şirin’e erdi.
İki sevdalı gönül, o gün baş başa verdi.
Kimler gelip geçmişti, bak şimdi sıra bizde,
Bir ”Manyetik Alan”a, çekildik ikimiz de.
İki sevdalı gönül, o gün baş başa verdi.
Kimler gelip geçmişti, bak şimdi sıra bizde,
Bir ”Manyetik Alan”a, çekildik ikimiz de.
Bahar ile bezenmiş; ovaları bağları,
Bize kucak açmıştı, yeşil Yıldız Dağları.
Bülbül’ün ezgisine; billur dereler çağlar
Aşkımıza yol verdi, kekik kokulu dağlar.
Bize kucak açmıştı, yeşil Yıldız Dağları.
Bülbül’ün ezgisine; billur dereler çağlar
Aşkımıza yol verdi, kekik kokulu dağlar.
Yosunlarla kaplanmış, kayalık taşındaydık,
”Güzellik Suyu” yazan pınarın başındaydık.
Bu sudan almak için, nice genç kız eğildi,
Bu su senin tenine, asla lazım değildi.
”Güzellik Suyu” yazan pınarın başındaydık.
Bu sudan almak için, nice genç kız eğildi,
Bu su senin tenine, asla lazım değildi.
Bin bir çeşit yeşil ton, kuşatmıştı dört yanı,
Demirköy’e giderken; kayın, gürgen ormanı.
İğneada’ya vardık. Sahilde ince kumlar,
Yol boyu sarı çiçek, beyaz, pembe zakkumlar.
Demirköy’e giderken; kayın, gürgen ormanı.
İğneada’ya vardık. Sahilde ince kumlar,
Yol boyu sarı çiçek, beyaz, pembe zakkumlar.
”Bizden güzelsin…” diye tüm çiçekler üzüldü,
Denizden esen meltem, saçlarından süzüldü!
Saçlarını okşadım. Geri döndük ormana,
”-Neden bir benzerin yok? ” diye sormuştum sana.
Denizden esen meltem, saçlarından süzüldü!
Saçlarını okşadım. Geri döndük ormana,
”-Neden bir benzerin yok? ” diye sormuştum sana.
Ceylan gibi kaçmıştın, seni bulmam sanmıştın.
Başı gökte kayının; ardına saklanmıştın.
Ulu kayın altında, o ne biçim sarıştı…
Bülbülün ezgisinde, canlarımız karıştı.
Başı gökte kayının; ardına saklanmıştın.
Ulu kayın altında, o ne biçim sarıştı…
Bülbülün ezgisinde, canlarımız karıştı.
”-İlk ve son sevgilimsin. Sen Birtanem’sin.” dedim.
Akıp giden zamanı, o an dursun istedim.
Suskun kaldık bir, süre yeniden düştük yola.
Başını yaslamıştın, sana sarılan kola.
Akıp giden zamanı, o an dursun istedim.
Suskun kaldık bir, süre yeniden düştük yola.
Başını yaslamıştın, sana sarılan kola.
Yol boyunca çiçekler onları deriyorduk.
”Aşkımız hiç ölmesin! ” sözünü veriyorduk:
”-Yerim cenennem olsun; senden başka seversem.
Korkuyorum Birtanem: Ya seni kaybedersem? ”
”Aşkımız hiç ölmesin! ” sözünü veriyorduk:
”-Yerim cenennem olsun; senden başka seversem.
Korkuyorum Birtanem: Ya seni kaybedersem? ”
”-Hainlik eden dedin; inlesin inim inim!
Sadece senin oldum! Ölene dek seninim…”
Yazılmış bir kadere, var mı hiç gücü yeten?
İki cümle söyledin; beni içten titreten:
Sadece senin oldum! Ölene dek seninim…”
Yazılmış bir kadere, var mı hiç gücü yeten?
İki cümle söyledin; beni içten titreten:
”-Yazgım değişti dedin. Değişti bu ilkbahar,
Neden benim içimde; hem sevinç hen hüzün var? ”
”-Sevda ateşten gömlek! ” Diyenler çok haklıymış.
Beni bekleyen yazgım, son cümlende saklıymış! …
Neden benim içimde; hem sevinç hen hüzün var? ”
”-Sevda ateşten gömlek! ” Diyenler çok haklıymış.
Beni bekleyen yazgım, son cümlende saklıymış! …
Ayrı düşen kalbe, şimşek çakarken,
Hicran dağı dolu, tipi ve karken,
”-Vermem seni! ” diye, yeminim varken;
Ayrılığı nasıl başardın(!) gülüm?
Hicran dağı dolu, tipi ve karken,
”-Vermem seni! ” diye, yeminim varken;
Ayrılığı nasıl başardın(!) gülüm?
On Ağustos günüydü, duyulmaz oldu sesi,
Hançer yarası aldı, kalbimin his hüzmesi!
Simsiyah saçlarıma. birden aklar üşüştü,
Bulutsuz gökyüzünden, yere yıldırım düştü!
Hançer yarası aldı, kalbimin his hüzmesi!
Simsiyah saçlarıma. birden aklar üşüştü,
Bulutsuz gökyüzünden, yere yıldırım düştü!
O uğursuz kara gün, aldı götürdü seni.
Hicran ateşi sardı, bu talihsiz bedeni.
Geri döndüremedim, yakaran sözlerimle,
Gidişini izledim çaresiz gözlerimle…
Hicran ateşi sardı, bu talihsiz bedeni.
Geri döndüremedim, yakaran sözlerimle,
Gidişini izledim çaresiz gözlerimle…
Bırakıp gidiyordun, belki başka kollara.
Çaresiz bakakaldım; sensiz, ıssız yollara.
Feryat koptu içimden: ”-Eyvah! Her şey mi bitti? ”
Bir saatlik zamanda; ömrümden on yıl gitti.
Çaresiz bakakaldım; sensiz, ıssız yollara.
Feryat koptu içimden: ”-Eyvah! Her şey mi bitti? ”
Bir saatlik zamanda; ömrümden on yıl gitti.
Son umut kıvılcımı… O da söndü içimde!
Yaşanan büyük sevdam, son buldu bu biçimde.
Gidişin bedenime. volkan ateşi kattı.
Ferhat ölmeden önce; bu acıyı mı tattı?
Yaşanan büyük sevdam, son buldu bu biçimde.
Gidişin bedenime. volkan ateşi kattı.
Ferhat ölmeden önce; bu acıyı mı tattı?
”-Hangi sevda ateşi zamanla sönmüş? ” dedim.
”-Giden hangi sevgili geriye dönmüş? ” dedim.
Merhametten eser yok, düşünmedi seveni.
Bir ayrılık bulutu, kapladı gitti seni.
”-Giden hangi sevgili geriye dönmüş? ” dedim.
Merhametten eser yok, düşünmedi seveni.
Bir ayrılık bulutu, kapladı gitti seni.
Nasıl lânet yağdırdım, seni götüren sise.
Sensiz geçen bir ömre, yaşamak denir ise:
Nasıl yaşarım artık, Direnecek ne’m kaldı?
Kalbimin his demeti; hançer yarası aldı!
Sensiz geçen bir ömre, yaşamak denir ise:
Nasıl yaşarım artık, Direnecek ne’m kaldı?
Kalbimin his demeti; hançer yarası aldı!
Bir ömür böyle geçer, bitmez artık bu çile,.
İdam mahkumu bile… Çöldeki mecnun bile…
Böyle acı görmedi! Böyle bendeki kanı.
Bir şiir yazdım sana, adı: ”-HASRET ZİNDANI.”
İdam mahkumu bile… Çöldeki mecnun bile…
Böyle acı görmedi! Böyle bendeki kanı.
Bir şiir yazdım sana, adı: ”-HASRET ZİNDANI.”
Sen billurdan kalbinle, Feryadımı duy, dinle.
Damla-damla eridim: Ben senin hasretinle…
Bir kedere dalmışım, Neden sensiz kalmışım?
Eller mutlu neden ben: Hasretten pay almışım?
Düşüverdim anında, Ölüm hiçti yanında,
Dört duvar içindeyim: Ben hasret zindanında…
Bir anlık bir anına, Gelebilsem yanına,
Bir daha güneş doğmaz: Bu hasret zindanına…
Damla-damla eridim: Ben senin hasretinle…
Bir kedere dalmışım, Neden sensiz kalmışım?
Eller mutlu neden ben: Hasretten pay almışım?
Düşüverdim anında, Ölüm hiçti yanında,
Dört duvar içindeyim: Ben hasret zindanında…
Bir anlık bir anına, Gelebilsem yanına,
Bir daha güneş doğmaz: Bu hasret zindanına…
Güneş doğmaz bir daha, kalkmaz üstümden hışım.
Hüzün dolu bir aşka, bu bir ağıt yakışım…
Zindandaki bu hışım üzerimden inmedi,
Ben bir ömür tükettim, gözyaşlarım dinmedi.
Hüzün dolu bir aşka, bu bir ağıt yakışım…
Zindandaki bu hışım üzerimden inmedi,
Ben bir ömür tükettim, gözyaşlarım dinmedi.
”-Tanrım dedim. Bir son ver, gönlümdeki eleme,”
”-Dünya’da esirgedin, Mahşer’de esirgeme! ”
O ağacın altına sensiz, gittim her bahar…
”-Kim sevdi Tanrım dedim, Kim sevdi benim kadar? …’
”-Dünya’da esirgedin, Mahşer’de esirgeme! ”
O ağacın altına sensiz, gittim her bahar…
”-Kim sevdi Tanrım dedim, Kim sevdi benim kadar? …’

Yorum Gönder
Yazarlara Küfür Ve Hakaret Gibi Sözler Söylemek Yasaktir.